Garaj İstanbul’un Namus Oyunları Festivali’nde Expensive Darlings isimli gösterinizi izledik. Gösteriniz Slovenya’da kadın dansçıların konumuna ve genel olarak Slovenya’da çağdaş dansın durumuna ilişkin önemli tartışmalar açıyor. Siz uzun yıllardır bu ortamın içindesiniz ve hatta Slovenya’da çağdaş dansın öncülerinden biri olarak kabul ediliyorsunuz. 

Açıkçası Slovenya’da çağdaş dansın öncülerinden biri olduğumu düşünmüyorum. Çağdaş dansın veya bunun başlangıcının çok uzun bir geçmişi var ve bu, çağdaş dansın Alman öncülerinin yaptıkları çalışmalarla bağlantılı. Sonra, 80’li ve 90’lı yıllarda Ljubljana Dans Tiyatrosu’nun (LDT) kurulmasıyla, buradan Ksenija Hribar (LDT’nin kurucusu), Tanja Zgonc, Sinja Ozbolt, Iztok Kovac, Matjaz Faric, Branko Potocan ve Mateja Bucar gibi koreografların yetişmesiyle birlikte, Slovenya’da büyük bir dans patlaması yaşandı. Bu aynı zamanda farklı estetikler üzerine üretim yapılması açısından, hem bireysel düzeyde hem de topluluklar düzeyinde bir çeşitlilik dönemiydi. Ben Slovenya’da ikinci veya üçüncü dalga koreograflar kuşağının bir parçasıyım. 

Siz dans etmeye burada mı başladınız? 

Ben bale eğitimime Ljubljana’da başladım, sonra çok sayıda caz dansı dersi aldım, şova dayalı dans gösterilerine çıktım (ticari dans okullarında çok kolaydı bu). Fakat sonra, az önce bahsettiğim Ljubljana Dance Theater’ın organize ettiği, her gün yapılan profesyonel dans sınıfına katılmaya başladım. Burada farklı çağdaş ve modern teknikleri öğrenebildim, gerçekten ilginç hareket tekniklerini öğreten atölyelere katılabildim. Aynı zamanda oyunculuk dersleri almaya başladım… Bazı koreograflar beni birlikte çalışmak üzere davet etmişlerdi ve sonunda Slovenya’da dans eğitimi alma olanağı bulunmadığı için yurtdışına çıkmaya karar verdim. Fransa’da CNDC L'Esquisse d'Angers’a gittim. Ama bu gerçekten çok uzun zaman önceydi. 

Sizin Slovenya’da dans alanının kurumsallaşmasına yönelik çalışmalarınız var. Örneğin ilköğretim sınıflarına yönelik bir dans eğitimi müfredatı hazırlanması için aktif sorumluluk aldınız. 2006 yılında ise, çağdaş dansın gelişimine yönelik prodüksiyonlar ve yayınlar üretmek ve eğitim olanaklarını arttırmak için Emanat enstitüsünü kurdunuz. Bu çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz? 

Evet, ilköğretim ikinci kademe sınıflarına özgü bir çağdaş dans programı hazırlanması için çalıştım ve bunun koordinasyonunu üstlendim. Bu program 1999 yılında milli eğitim müfredatı çerçevesinde yürütülmeye başlandı. Bunun öncesinde, hazırlığı ve onayı için 5 yıl uğraşıldı. Bu yıl (2010) buna bir de tiyatro departmanı ekleyeceğiz. 

Emanat enstitüsünü 2006 yılında Mala Kline ile birlikte kurdum. Temel düşüncemiz, çağdaş dansın önemli, anlamlı ve yeterliliğe sahip bir sanat formu olduğunu göstermek için bazı adımlar atmak ve etkinlikler gerçekleştirmekti. Temel etkinlikler prodüksiyonlar (son zamanlarda buna tiyatro, ses/müzik ve video da eklendi), eğitim çalışmaları (uygulanabilir ve yaratıcı okul dışı eğitim aktiviteleri oluşturma çabası) ve yayıncılıktır (bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum çünkü Sloven dilinde dans ve performans teorisine ilişkin kaynak yok). Bu etkinlikler ilgili olan herkese açıktır ve yalnızca kendi performerlarımızla veya yayıncılarımızla yürütülmez. Geliştirdiğimiz işbirlikleri projelerin doğasına göre sık sık değişir. 

Modern dans veya çağdaş dans örneklerinde, en azından izlediğim örneklerden yola çıkarak yorum yapabilirim, sanatçılar genelde politik bir içeriği sahneye taşımayı pek tercih etmiyorlar. Tersinden söylersek, sahneye taşıdıkları içeriği politik bir çerçeveye oturmayı tercih etmiyorlar. Sizin buraya taşıdığınız çalışmanız ise farklı; politik bir içeriği ve belli bir sanatsal iddiası var. 

Sanırım beni derinden etkileyen ve harekete geçiren konuları araştırıyorum. Bu tamamen kişisel bir seçim. Bazı temaları performatif bir dilde veya diğer dillerde (ağırlıklı olarak müzik ve ses dili aracılığıyla çalıştığımız Wanda & Nova deViator projesinde olduğu gibi) neden, ne zaman ve nasıl araştırdığım kişisel bir durum. Ancak evet, bu projelerin bir kısmı politikti. Yapmış olduğum seçimin bilincinde olmama ve belli bir politik angajmana giren bir proje yaptığımı bilmeme rağmen, bu benim “şimdi politik bir proje hazırlayacağım!” şeklinde karar verdiğim bir şey değildir. 

Slovenya’da modern dans alanı ağırlıklı olarak kadın yazarlar ve icracılar tarafından kuruluyor. Ve bu alanda çoğunlukla kadınlar var. Gösteri sonrasında yaptığınız seyirci söyleşisinde, kadınların çağdaş dans alanındaki durumlarıyla ataerkil toplumdaki kadının pozisyonu arasında benzerlikler kurdunuz. Çağdaş dans alanı toplumsal cinsiyet ekseninde analiz edildiğinde kadınların toplumdaki genel konumuna ilişkin benzer verilerin açığa çıktığını söylediniz. Sanırım bu gösterideki feminist aktivizminiz bu benzerliklere dikkat çekiyor. 

Dans ortamının kadınların çoğunluğu oluşturduğu ortamlardan biri olduğu bir gerçek. Bir diğer gerçek de, en azından Slovenya açısından, erkek koreografların (sayıca az olmalarına rağmen) daha fazla ödenek, proje ve iş almaları. Ben dansın, diğer birçok sanatsal etkinlikte olduğu gibi, düşük ücretlendirildiğini düşünüyorum ve aynı zamanda tarihsel olarak aslında pek de önemli olmayan bir şey muamelesi gördüğünü veya diğer sanatlara (görsel sanatlar, müzik, edebiyat...) eşdeğer bir sanat biçimi olarak dahi kabul edilmediğine inanıyorum. 

Çağdaş dansın koşullarını diğer sanat formlarıyla bağlantılı olarak ele alabiliriz: kurumsallaşma, performans alanı ve çalışma alanı sorunları, daha yüksek ödenek talebi, net ve yapıcı kültürel politikaların, toplumsal politikaların olmaması, eğitim eksiklikleri vb. Ben bu koşulları modern toplumda bir kadının yaşama ve çalışma koşullarıyla karşılaştırdım: erkekler ve kadınlar için eşit ücret talebi, toplumsal haklarda eşitlik, şiddet ve istismar sorunları, eğitim olanaklarının eşitsizliği, kadınların toplum içindeki yeri, kadın bedeni imajı ve bunun medyada istismar edilmesi gibi. Bu başlıkların bana sürekli ilham verdiğini ve bunların benim söz söyleme nedenim olduğunu söyleyebilirim. Bir kadın olarak gösteri sanatlarında yaptığım şey bu. 

Biz, Türkiyeli seyirciler olarak, Expensive Darlings’in arkaplanını kendi deneyimlerimizden yola çıkarak okuyabiliyoruz. Türkiye’de de yıllardır süren bir çatışma ortamı var. Yugoslavya gibi Türkiye de silahlı çatışmaların ve milliyetçiliklerin baskın olduğu bir coğrafya. Bu tür çatışma ortamlarının ve siyasi baskı atmosferinin en çok sanatsal ve kültürel çalışmalara zarar verdiğini, kültür-sanat çalışmalarının genelde ikincil meseleler olarak kaldığını biliyoruz. Aynı zamanda, böylesi dönemlerde kadınlar taciz ve tecavüzden tutun, yoksullaşmaya, yakınlarını kaydetmeye ve fahişeleştirilmeye kadar çok ağır mağduriyetler yaşarlar. Expensive Darlings’te kadınların modern dans özelinde bu mağduriyetleri nasıl yaşadıklarını gösteriyorsunuz. Böyle bir gösteri hazırlamaya nasıl karar verdiniz? 

Gösteri, Slovenya’da çağdaş dansın toplumsal ve kültürel bağlamında kadın sanatçı olma gerçeğini doğru bir şekilde yansıtıyor. Bana ait, projede yer alan perfomerlara ve işbirliği içinde çalıştığımız kişilere ait birçok kişisel hikayeyi ima ediyor. Ne yaşadığımızı ve nasıl yaşadığımızı yüksek sesle ve mizahi bir şekilde söyleyen bir proje yapmak istemiştim. Ancak kendimizi yardımdan yoksun kurbanlar olarak da görmedim. Durumun kötü olduğunu söyleyebilirim ancak sessiz kalmak değil, hakkında aktif bir şekilde söz söylemek ve düşünmek istedim. Performans bu şekilde yaratıldı. Bu kendimizi etkin bir konuma getirmek ve sözümüzü söylemekti. Bu çalışmayı dans çalışması içinde kendi sesimizi yükseltmek ve kendimizle ilgili konuşmak; bizi harekete geçiren ve meşgul eden şeyleri sahnelemek olarak görüyorum. 

Expensive Darlings’in program dergisinde, gösterinin Slovenya’da çağdaş dansın sözde kurumsal bir yapı kazanmış durumundan etkilendiğini söylüyorsunuz. Bize ülkenizde çağdaş dansın kurumsallaşmasıyla ilgili ne tür problemler yaşadığınızdan biraz bahseder misiniz? 

Size daha öncesinde de söylediğim gibi, Slovenya’da çağdaş dans geleneğinin tarihi uzundur, yaklaşık yüz yıllık bir geçmişi vardır. Geçtiğimiz 30 yıl içinde dans alanında profesyonel olarak çalışan birçok yeni isim ortaya çıktı: dansçı, koreograf, prodüktör, teorisyen, dramaturg vb. Farklı estetik anlayışlarıyla çalışma yürüten, sayıları giderek artan sanatçılar ve farklı farklı kuşaklar var. Ancak tüm bu gelişmeler olurken çağdaş dansa ayrılan bütçe hep aynı kalıyor. Şu an gündemde olan bir 4 yıllık mali altyapı başvurusu var ve burada gösteri sanatları alanına (dans bu kategoriye giriyor) sadece mali düzeyde değil, aynı zamanda kurum, kuruluş, kişi bazında da ciddi bir kesinti öngörülüyor. Kültür Bakanlığı herhangi bir gerekçe göstermeden kalemlerde geçen yıla oranla yarı yarıya kesintiye gideceklerini duyurdu. Bu dans, tiyatro veya müzik alanlarının herhangi birinde olabilirdi ancak dans alanı açısından ciddi bir sorun oluşturuyor çünkü dans alanında bir kurumsallaşma yok. Bu nedenle, dans alanındaki Sivil Toplum Kuruluşu (STK) örgütlenmesi zayıf kalırsa ve yok olursa, dans alanını örgütleyecek ve geliştirecek bir organizasyon olmayacak. 

Bu sözde kurumsallaşmanın bir sonucu. Dans alanı, bir STK çerçevesine kavuşturularak güvenceye alınmış gibi görünüyor. Ancak bu, hiçbir güvencesi olmayan veya örneğin bir tiyatro kurumunun sahip olduğu olanaklara (iş olanakları, tiyatro mekanlar vb.) sahip olmayan bir sürü “aç sanatçının” uzun süreli mücadelesi sonrasında elde edilmişti. Şu anda bir gerileme durumu söz konusu ve daha geleneksel sanat formlarını destekleyen farklı bir politik yönelim var. Sistemin çok canlı olan bir şeyi, şu an Slovenya’da dansın olduğu gibi, gözden çıkarabildiğinin fark edilmesi çok kolay ancak bunun her zaman sarsıcı ve yıkıcı etkileri olur. Bana göre sözde kurumsallaşma durumu budur: verilebilir ancak verdiği gibi de alır. 

Yine program derginizde tüm performerları “yazarlar ve performerlar” olarak belirtmişsiniz. Üretim sürecinizde nasıl bir yöntem izliyorsunuz? Kolektif bir çalışmanız mı var? Bize metin yazımı, koreografi ve dramaturji süreçlerinizi anlatır mısınız? 

Ben genellikle malzeme oluşturma, benim önerilerime geri beslemeler ve fikirler üreterek yanıt oluşturma becerisine sahip performerlarla çalışırım. Onlardan talep etmek üzerine kurulan bir çalışma yöntemim var. Burada sorumlu ve karar verici konumda olan biraz ben oluyorum ancak projede yer alan herkesle sürekli fikir alış verişi içindeyiz. Net bir çalışma yöntemi yok, her projenin kendine özgü farklılıkları oluyor. Performerlardaki çok yönlülüğü de dikkate alıyorum tabi ki. 

Expensive Darlings’te metnin ve malzemenin tamamı süreç içinde hazırlandı. Bu süreçte performerlar yazdılar ve dramaturg Katja Praznik ile görüşmeler de yaptılar. Eve Kosofsky Sedwick ve Tatiana Greif’e ait teorik metinlerle güçlü dirsek temasımız oldu. Eve Kosofsky Sedwick’in metni, çalışmanın dramaturjisi ve koreografisi açısından bize bir çıkış noktası sundu. Parçalı/birlikte varolan/yanyana duran prensibini temel alan bir sahnelemeye gitmemizi sağladı. 

Gösteriniz mizahi açıdan zengindi. Böylesine acıklı bir içeriği aktarırken mizah kullanmak çarpıcı bir etki oluşturmuş. Sahneleme üslubunuzu ve sahne dilinizi belirlerken ne düşündünüz? 

Benim eğitimim ağırlıklı olarak dans ve tiyatro üzerinedir. Müzik okuluna da gittim ancak şimdiye kadar müziği sahne/performans için kullandığımdan daha farklı bir şekilde kullanmadım. Espri kullanırım ve çalışmamın mizahi olduğunu hep düşünürüm ancak çoğu zaman en çok gülen ben oluyorum. Mizahın benim çalışmamın önemli bir belirleyeni, hatta çalışma yöntemim olduğunu söyleyebilirim. Belli bir rahatlama sağlıyor, özellikle de bizi derinden sarsan ve güçlü bir şekilde harekete geçiren konular üzerine konuşurken. Olaylar gerçekten acı verici durumda olduğunda onlara bakabilmek, gülümseyebilmek veya hatta bir kahkaha atabilmek güzel bir duygu. Bana “bunu yapmaya değdi” dedirtiyor.

Expensive Darlings’te her bir performer, kadınlara dayatılan klişeler hakkında kısa parçalar gösteriyor ve kadın bedeninin sahne üzerindeki temsiline ilişkin klişeleri bozuyorlar. Ve solo performanslar sahnede aynı anda birlikte yapılıyor. Bu ayrı ayrı ancak birlikte yapma tercihi, bireysel bir sorunu ima ederek dikkati buraya çekiyor ve aynı zamanda kadınların hepsi kendi dilleriyle hep birlikte icra ediyorken, kadınların genel durumuna ilişkin bütünlüklü bir tablo oluşturuyor. Bu bireyselliği gösterirken dayanışma olasılığına da açık kapı bırakıyor. 

Eve Kosofsky Sedwick’in “Touching Feeling” isimli kitabında ima ettiği anlamda “yanyana duran” kavramı, hem karakter gelişimleri hem de koreografinin tamamının kurulmasında temel prensibimiz oldu. Dolayısıyla bu birlikte varolma yöntemi aslında, kendi arzuları, utançları, acıları, takıntılar, zevkleri vb. arasında sürekli devinen yedi karakterin sahnede bulunma biçimi oldu. Birlikte varolma diğerini, farklı olanı kabullenme toleransının temel prensibidir. Yanyana durma edimi, destek vermek ve almaktır, ve bizi bir şeyin parçası yaparken aynı zamanda özerk hale getirir.

Expensive Darlings’i şimdiye kadar 28 kez sahnelemişsiniz. Seyircilerden nasıl yorumlar aldınız? 

Genelde çok iyi geri dönüşler aldığımızı söyleyebilirim. Gösterinin kaç kere oynandığının tüm gerçekleri söylediğine inanırım. Slovenyalı bir dans gösterisi için 28 iyi bir rakamdır. Ancak gösteride ele alanın temalara ilişkin şiddetli tepkiler aldığımızı da söylemeliyim. Bir gösterimiz sonrasında çalışmamız, kullanılan dil ve çalışmanın feminist yönü lehine ve aleyhine güçlü tespitler yapan bir tartışma yaşanmıştı. Bu çok ateşli bir tartışmaydı ama bir şekilde gururumun okşandığını hissetim. Bir çalışmanın böyle güçlü bir tartışma açabileceğini görmem kendi açımdan tatmin edici oldu. 

Garaj İstanbul’un düzenlediği festival ve temasıyla ilgili görüşleriniz nedir? 

Bu festivali duyduğumda, bana çok önemli geldi ve ele aldığı namus konusu üzerine birçok tartışmanın yürüdüğü Türkiye gibi bir ülkeye gelmek istedim. Bence bu çok cesurca ve yürekten destekliyorum. Umarım gelecekte de devam eder, değer verilir ve toplumda bir etkisi olur ve birçok ateşli tartışmanın açılmasını kışkırtır.