Lübnan yeni annelere tanıdığı sadece 49 günlük bir izinle, hâlihazırda dünyadaki en kısa doğum izni dönemine sahip ülkelerden birisi. Bu utanç verici rekor, yalnızca, doğumdan sonra 45 günlük bir nekahet dönemine izin veren Bahreyn ve BAE tarafından ekarte ediliyor.  Doğum iznini on haftaya çıkaracak güncel bir yasa tasarısının gelecek aylarda Parlamento’ya sunulması gündemde. Ancak, bu tasarı da Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tavsiye ettiği 14 haftalık süre ile kıyaslanınca yetersiz kalıyor.

Özgür Yurtsever Hareketi’nden Gilberte Zwein ve Emel Hareketi Parlamento Bloğu’ndan Michel Moussa adlı milletvekilleri tarafından sunulan teklif, şimdiden Kadın ve Çocuk Komitesi, Halk Sağlığı, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu ve Adalet ve Yönetim Komisyonu tarafından kabul edilmiş durumda. Aynı zamanda, Başbakan Najib Mikati de Nisan ayında teklife yeşil ışık yakmıştı. Moussa’ya göre yasa tasarısı “anneler ve çalışanlar için ileriye doğru atılmış, kabul edilebilir bir adımı” temsil ediyor.

“Yeni doğan çocuk için işten izin almak bir menfaat değil, ihtiyaçtır.

Ancak politikacılar için kabul edilebilir bir taviz olarak görülen şey,  yasadan doğrudan etkilenecekler için hiç de yeterli değil. 31 yaşında insan kaynakları danışmanı ve Lübnanlı Çalışan Anneler blogunun yaratıcısı Jinane Khashouf’a göre iş hayatıyla yeni doğan bir bebeğin bakımına dair sorumluluğu uzlaştırmak tam bir mücadele.

Khashouf şimdi beş yaşında olan kızının, öğretmen olduğu sırada ve yazın doğmasından ötürü “şanslı” olduğunu söyledi, çünkü bu sayede iki buçuk ay izin alabilmişti. Ancak iki sene önce oğlunun doğumundan sonra sadece yedi haftalık bir doğum izni alabilmiş.

“Bu yeterli değildi,” diyor Khashouf. “Gündelik yaşamınıza dönmek istiyorsunuz, ancak hazır değilsiniz: Hala emziriyorsunuz, bebek çoğu zaman uyanık, ancak hayat devam etmeli.” Khashouf ayrıca ofiste olduğu süre zarfında küçük çocuğuna annesi bakabiliyor olmasaydı ikinci bir çocuk sahibi olmayı tercih etmeyeceğini ekliyor.

Kariyeri annelikle dengeleme baskısı birçok kadının iş yerinde yerini başkasının alacağı korkusunu arttırdı ve bu durum, doğum iznindeki ya da hamile kadınların işten atılmasını önleyen mevcut yasaya rağmen gerçekleşti. Khashouf yasa dışı bir şekilde hamilelikleri sırasında ya da hamileliklerinden hemen sonra işten atılan birçok kadın tanıdığını söyleyerek, “Yasa birçok şey söyleyebilir, ancak bu her zaman yasaya riayet edileceğini anlamına gelmiyor.” dedi.

Yasa tasarısına övgülerin sürdüğü süre zarfında, doğum uzmanı Souha Nasreddine kısa süreli doğum izninin neden olabileceği olumsuz sağlık koşullarından bahsederek çıtayı daha da yükseltmek gerektiğine vurgu yapıyor. 

“Var olan politik gerilimlerin oylamanın sonucunu olumsuz bir şekilde etkilemesi ihtimali söz konusu.”

Nasreddine “Yeni doğan çocuk için işten izin almak bir menfaat değil, ihtiyaçtır,” diye vurguluyor. En az üç aylık bir izin öneriyor. Altı aylık olana kadar annelerin çocuklarını emzirmeye devam etmesinin tercih edilmesi gerektiğini ekliyor. Ne yazık ki, çalışma saatleri ve iş yerinde göğüs pompasıyla ilgili yer etmiş tabular, birçok annenin istediklerinden çok daha erken bir zamanda çocuklarını emzirmeyi bırakmak zorunda kalmasına neden oluyor.

Nasreddine’e göre, anneleri işe bu kadar hızlı bir şekilde geri dönmeye çağırmanın yeni doğan çocukta psikolojik bir etkisi de var. Annelerinden olması gerekenden erken zamanda ayrılan çocukların tedirgin, gergin ve güvensiz olma eğilimine sahip olduğunu belirterek, “Bebeğin ilk altı ayı boyunca kurulan bağ, kişilik inşası için önemli,” diyor.

Reform için bu kadar ağırdan alınması, Lübnan’ın daha on yıllar boyunca haklara ilişkin uluslararası standartların gerisinde kalacağı konusunda aktivistleri endişelendiriyor. Lübnanlı Kadın Hakları Derneği eski başkanı Linda Matar, doğum iznine dair yasanın en son on iki yıl önce, özel sektör çalışanlarına fazladan dokuz gün bahşedilerek kamudaki emsalleriyle 49 günlük izinde eşit hale geldikleri zaman yenilendiğini hatırlattı. Eski duruma referansla “Hiçbir anlam ifade etmiyordu,” dedi Matar”. “Nerede çalıştığınızdan bağımsız olarak doğum her yerde aynı”.

Ek olarak, öncesinde işverenler yasal olarak kadınları beş aylık hamileliklerinden önce işten atabiliyorken, 2000 yılından itibaren kadınlar, hamilelik zamanlarının tamamı ve sonrasındaki dönem boyunca işten atılmaya karşı tam olarak korunuyorlar – en azından, yasaya göre.

“Kadın sorunları, hükümet tarafından arka çıkılmadıkları için her zaman unutuluyor.

Güncel yasa tasarısındaki sınırlılıkların farkında olmalarına karşın, tasarıya katkıda bulunanlar, bu teklifin muhtemelen feminist hareket ve ekonomik aktörler arasındaki pazarlıklar sonucunda elde edilebilecek en iyi sonucu temsil ettiği gerçeğini vurguluyorlar. Lübnanlı Kadınlar Ulusal Komisyonunda da çalışan bir aktivist olan ve bir Blog tutan Rita Chemaly, komisyonun 12 haftalık bir doğum izniyle yola çıktığını ancak işverenlerin iznin bu ölçüde uzatılmasına direnç gösterdiğini belirtiyor.

Ancak, Chemaly umutlu olduğunu söyledi. “Bu yasanın geçeceğine kesinlikle eminim,” diyor. “Bu bir kutuplaşma konusu değil. Komüniteryanizmi aşıyor ve tüm kadınlara yararlı olacak.” Üç parlamento komisyonunun hâlihazırda teklifi onaylamış olması gerçeği bu inancını güçlendiriyor.

Moussa, teklifle ilgili Chemaly’nin iyimserliğini paylaşırken, aynı zamanda bir uyarıda bulunuyor. “Mevcut politik gerilimlerin oylamanın sonucunu olumsuz bir şekilde etkilemesi ihtimali söz konusu,” diye belirtiyor. “Tartışmaların nasıl devam ettiğini görmemiz gerekiyor.”

Matar’a göre bu teklifin önemsiz konuma düşmesi yeni bir şey olmayacak. Kendisi, kadınların ülkedeki durumunu iyileştirmek için altmış yıla yakın zamandır çaba harcıyor ve politik felç yüzünden gelişmenin tekrar tekrar bastırıldığını söylüyor.

“Savaşta da barışta da olsak her zaman bize ‘şu an zamanı değil,’ deniyor. Eğer şimdi değilse, ne zaman? Kadın sorunları hükümet tarafından arka çıkılmadıkları için her zaman unutuluyor.”

“Zihniyet değişikliği gerekiyor. Bir yasayı geçirmeyi düşünmeye başlamadan önce, insanlar bez değiştirmenin bir erkek için utanç verici olduğunu düşünmeyi bırakmalı.”

Ancak yasal düzenlemeden daha da önemlisi, Lübnan’ın çalışan annelere bakış açısına dair muazzam bir zihniyet değişikliğine gitmesi gerektiği konusunda çoğu insan hemfikir. Birçok kadına göre, bir ya da iki nesil öncesinde olduğu gibi evde oturan anne olmak artık bir seçenek değil.

“Birçok kadın çalışmak zorunda olduğu için çalışıyor – diğer türlü basit bir şekilde part-time işlere geçiş yaparlardı,” diyor Khashouf. “İşi bırakmak kimliğinin çok büyük bir kısmını kaybetmek anlamına geliyor. Herkes için işe yarar seçenekler bulmamız gerekiyor.”

Bir büroda müdür olarak çalışan Zeina Ibrahim, söylenenlere katılıyor. “Toplumumuzda çalışan kadınlar büyük baskı altında kalıyorlar,” diyor. “İşi bırakman gerektiği beklentisi var ve eğer bırakmazsan kötü bir anne oluyorsun.”

Ibrahim, bir önceki iş yerindeki uzun çalışma saatleri çocuğunun yanında olmasını imkânsız hale getirdiği için, oğlunu hayata getirdikten sonra iş değiştirmiş. Yine de, işi tamamen bırakmayı hiç düşünmemiş, çünkü yeniden iş bulmanın çok zor olacağını biliyor.

Dikkat çekilen diğer bir faktör de, çalışan anneler için hayatlarını kazanmak zorlaştıkça, gündelik çocuk bakımına babaların katılımındaki eksiklik. Chemaly’ye göre doğum izni ailelerin birbirlerine bağlanması için büyük bir adım olacaktır, “ancak, zihniyet değişikliği gerekiyor. Bir yasayı geçirmeyi düşünmeye başlamadan önce, insanlar bez değiştirmenin bir erkek için utanç verici olduğunu düşünmeyi bırakmalı.”

Nasreddine daha fazlasını istemenin ve annelerin haklarını “basitçe” kadın sorununa havale etmemenin zorunlu olduğunu şu şekilde özetliyor: “Çalışan kadınların gerçek bir desteğe ihtiyacı var ve bu sadece onlar için değil, tüm toplum için. Herkesin annelerin bu işi sadece kendi menfaatleri için yapmadıklarını hatırlaması gerekiyor; ülkenin gelecek neslini yetiştiriyorlar.”