"Tiyatro'da Cinsel Taciz" paneli, 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında 22 Kasım 2008 Cumartesi günü Ankara'da TAKSAV toplantı salonunda gerçekleşti. Çağrıcılığını Yeraltı Tiyatro Topluluğu'nun yaptığı panelde çok çeşitli kurum ve gruplardan konuşmacılar söz aldı. Panel, tiyatro alanında cinsel tacize dair tartışma alanı açan az sayıda etkinlikten biri olması itibari ile önem arz ediyor.[[dipnot1]] Bu yazıda, panele Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu Tiyatro Birimi adına konuşmacı olarak katılan biri olarak, panel ile ilgili görüşlerimi ve derinleştirmesinin olumlu olacağını düşündüğüm tartışma noktalarını özetleyeceğim.   

Yeraltı Tiyatro Topluluğu, bu başlıkla bir panel düzenleme ihtiyacını grupta bir yıl kadar önce yaşanan taciz deneyiminin ertesinde duymuş. Tiyatroda cinsel taciz meselesini başka grup ve kişilerle birlikte etraflıca ele alma fikrini ise çağrı metinlerinde şöyle temellendiriyorlar:Ataerkil zihniyetin sızdığı her yerde tacizin açığa çıkarılması için çalışılıyor ve tiyatroda da tacizin ortaya dökülmesi gerekiyor. Fakat tiyatrodaki tacizin açığa çıkarılmasının önünde kutsal bir duvar örülüyor... Bu kutsal duvarın içinde tiyatroda taciz meşrulaştırılıyor ve olağanlaştılıyor. Bizim yeraltı olarak bu panelde tartışmak istediğimiz de tiyatrodaki tacizi açığa çıkarmak ve bu durum ile ilgili bir farkındalık yaratmak. Ayrıca,  paneli başlatırken söz alan Yeraltı Tiyatro Topluluğu üyeleri, sanıyorum ki konunun şimdiye kadar hem tiyatro çevrelerinde hem de feministlerce çok kısıtlı olarak ele alınmış olduğunu da göz önünde bulundurarak, bu paneli, tiyatroda cinsel taciz ile ilgili olarak nihai cümlelerin söyleneceği değil, başlangıç sorularının ortaya atılacağı bir giriş etkinliği olarak nitelediklerini vurguladılar. 

Davet edilen konuşmacılara bakıldığında, farklı açılardan tiyatro ve taciz konusundaki fikirleri ve deneyimleri dinleme kaygısı açıkça görülüyordu; panelde devlet tiyatrolarından, üniversite kulüplerinden, alternatif tiyatro topluluklarından, kadın gruplarından, derneklerden ve akademiden konuşmacılar sunumlar yaptı. İlk oturumda konuşmacılar tacizin ne olduğu, tiyatro sahnesinin ve çalışmalarının taciz eylemlerinin gerçekleştiği yerler olup olamayacağı ve bir tiyatro faaliyetinde gerçekleşen bir taciz tespiti yapılıyorsa bu durumda ne yapmak gerektiği konularını tartıştılar. İkinci oturumda ise kadın çalışmaları ve tiyatro bölümlerinden akademisyenler, ataerkil sistemin hayatın her alanında işleyişi, kadınlık ve erkekler rollerinin inşaları ve tiyatro tarihinin de nasıl ataerkil bir rota izlediği ile ilgili tartışmalar açtılar. Ayrıca kadın derneklerinden katılımcılar kadınların uğradığı taciz vakalarından ve nasıl çözüm yolları aradıklarından pratik örnekler verdiler.

Tüm bu tartışmaların geneline baktığımızda, panele katılan grup/kişilerin tiyatroda cinsel tacizi konuşmaya başlama niyeti konusunda asgari olarak anlaşmış olmasının olumlu bir çaba olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Ancak sunumlar ve tartışmalar sırasında gösterilen çeşitli eğilimlere eleştirel yaklaşmak tartışmanın katılımcılar açısından samimi ilerlemesi ve pratik hayatta karşılığını bulabilmesi açısından elzem görünüyor.

Taciz konusunun nasıl tartışılacağı konusunda elle tutulur bir referans noktası bulabilmenin en basit ve temel yolu tacize uğrayanların kimler olduğuna bakmaktır. Kimlerdir tacize uğrayanlar? Genel anlamıyla ataerkil sistemde güçsüz bırakılanlar, çoğunlukla ve tarihsel olarak da kadınlar. Dolayısıyla, tacizin ne olduğu, nasıl tartışılacağı ve ilgili olarak ne yapılacağı konusunda ilk sözün, bu "güçsüz bırakılanlar"da, icraatların da onların inisiyatiflerinde olması gerekir. 

Tiyatroda Cinsel Taciz Paneli'nde bilerek ya da bilmeyerek, bu pozitif ayrımcılık bir nebze olsun yapılmış gibi görünüyordu. Konuşmacıların ve dinleyicilerin tümü kadınlardan oluşmasa da, çoğunluk kadınlardan oluşuyordu. Şeklen bu dağılım olumlu olmakla beraber tartışmalar sırasında kadın bakış açısının önünün kesildiği ya da toplumsal cinsiyet duyarlılığının gözetilmediği anlar sıkça yaşandı.   

Tiyatroda cinsel taciz ile ilgili olarak pratik deneyimlerini anlatmak istediğini belirten bir erkek konuşmacı, içinde bulunduğu tiyatro grubunun çalışmaları ve provaları sırasında gerçekleşen, giyinme-soyunma ortamları, fiziksel temas gerektiren ısınma egzersizleri vs. üzerinden sahneler canlandırmaya çalıştı bizlere. Enerjik bir ton tutturmaya ve dinleyici ile sohbet havasını yakalamaya çalışması panelin enerjisini yükseltme kaygısı ile yorumlanırsa olumlu bir tavır olarak değerlendirilebilir. Ancak bu konuşmayı dinleyen birçok kadın nezninde oluşan muhtemel "rahatsızlık" bu konuşmanın o kadar da güllük gülistanlık olmadığına işaret ediyor. Taciz örneklerinin; ataerki ve toplumsal cinsiyet sistemi içindeki analizlerini yapmaya hiçbir çaba göstermeden, minimum bir ciddiyetten yoksun, alelade ve eğlenceli tesadüfler olarak bir erkek tarafından anlatılması ne yazık ki bu hikayelerin kendilerini salondakiler için tacizkar anlatılar haline getirdi. Öyle ki; yeni oyuncuların kadın-erkek birlikte giyinip soyunma alışkanlığına verdikleri tepkilerin amaçsızca mizahileştirilmesi ve iç çamaşırı ayrıntılarına kadar gereksizce ve ballandıra ballandıra anlatılmasıyla, tiyatroda taciz deneyimlerinin paylaşımı, tiyatroya toplumsal cinsiyetli bir gözle bakmaktan çok uzakta, pornografikleştirilmiş bir malzeme halini aldı.      

Başka bir üniversite grubunun tiyatro ve taciz ile ilgili olarak hazırladığı sunumda ise, grup içinde tiyatro ve tacizi ele alırken, tacizin "cehaletten" kaynaklandığı sonucuna vardıkları beyan edildi. Panelin açılış konuşmasında ve yazılı bildirisinde, ayrıca diğer konuşmacıların sunumlarında tiyatroda tacizi en çok eyleyenler olarak "kültürlü, iktidar sahibi, sözünü dinlediğimiz, kendini geliştirmiş yani eğitimli tiyatro abileri" çalıştırıcılardan bahsedilmişken, üniversite öğrencisi arkadaşların tacizin tanımı ile ilgili bu tarz bir ifade kullanmaları şaşkınlık uyandırıcıydı. Bu noktadan yola çıkılarak cahilliğin oryantalize edilmesinden, tacizin dışsallaştırılmasına kadar geniş bir yelpazede uzun tartışmalar yürütülebilir. Ancak panele katılan üniversite öğrencisi arkadaşların tiyatro ve tacizi tartışmak konusundaki iyi niyetlerine de güvenerek ‘tacizin ne olduğu' konusunu en baştan tüm ayrıntıları ile tartışma ihtiyacının aciliyetle baş gösterdiğini belirtmek yeterli olacaktır. 

Salondaki katılımcıların tartışmaya katkıları ve müdahalelerinin de, tiyatro ve taciz konusundaki pratik örnekleri tartışırken karşımıza çıkabilecek söylem çatışmalarına örnek teşkil edebileceğini düşünüyorum. Bunlardan biri, cinsel tacizin kavramsallaştırılması  sırasında feminizm vurgusu yapılmasından duyulan rahatsızlık olarak tarif edilebilir. "Cinsel tacizi tartışmak için feminist olmak şart mı?" sorusu bu söyleme bir örnek olarak verilebilir. Taciz konusunu tartışırken sadece mağdurun tarafından bakıp yorum yapmanın eksik kalabileceği, taciz edenin neden taciz ettiğinin de incelenmesi gerektiği konusundaki kaygı ise yukarıdaki soru ile eş zamanlı olarak panelde gündeme getirilmiştir. Bir sonraki oturumda kadınlık-erkeklik-ataerki ve taciz konuları akademisyenler tarafından ele alındıktan sonra dillendirilen "ama hep kadınların tarafından bakıyoruz, biraz da terazinin kefelerini eşit tutalım, böyle daha sağlıklı tartışırız" yakınmasının da, diğer iki yorum ile paralel olarak  tartışmanın seyrini anti-feminist bir damardan güçlendirmeye ve tartışmayı bulanıklaştırmaya yaradığı açıktır. Niyet ne olursa olsun, bu tür müdahaleler cinsel tacizi feminizan bir tonda tartışma gayretine ket vurmaktan başka birşeye yarar görünmüyor. Tüm bu yorumların erkekler öncülüğünde dillendirilmesi ise ayrıca dikkate değer bir nokta. Belki tam da bu noktada panele dinleyici olarak katılan bazı erkeklerin ve kadın konuşmacıların tartışmaya açmaya çalıştıkları gibi, bir erkek olarak feminizme ya da "kadın sorunu"na dair büyük yorumlar yapmadan önce toplumsal cinsiyetin erkeklik kavramı üzerinden nasıl işlediğine dair samimi ve özverili bir bakış geliştirmek gerekiyor.  

Kadın meselesinin, toplumsal cinsiyetin ve feminizimin karma ortamlarda tartışmaya "çalışıldığı" ama ne yazık ki her seferinde "iyi niyetli", tartışmaya katkı sunmak isteyen erkek katılımcılar tarafından sabote edildiği bir örnek ile daha karşılaştığımızı söylemek yanlış olmaz. Gerek feminizmin o kadar da "gerekli" olmadığını laf aralarında da olsa hatırlatmaya çalışan sol jargon; gerek kadının ve erkeğin eşit olacağı liberal eşitlik masalının heyecanlı gençler tarafından bilinçsiz savunusu; gerekse zaman zaman feministlerin tam da bu tarz yorumlara karşı dururken düştükleri "bir feminist olarak çok yorgunum, kimse beni anlamıyor" tuzağı, bu tartışmaya çalışıp tartışamama, taciz konuşmaya gelmişken konuşamama halini körüklüyor.

Panel süresince içinde bulunduğum tartışma ortamına dair eleştiri noktası olabilecek meselelere yukarıda işaret etmeye çalıştım. Bu yazıda eleştiri konusu edilebilecek noktaların ele alınması panelin tablosunu karanlık çizmemeli. Panelde gerek feminist kadınlarca, gerek alternatif tiyatro gruplarınca, gerekse akademisyenlerce yapılan sunumların çoğunun oldukça nitelikli ve katkı sunma konusundaki çabayı yansıtır olduğunu belirtmek yerinde olacaktır. Yazıya başlarken de belirttiğim gibi, panel hatasıyla sevabıyla hedefine ulaşmış, tiyatroda cinsel taciz meselesini tartışmaya niyetli gruplar ile birlikte gündeme taşımış görünüyor. 

Bu konunun entelektüel-politik bir tartışma halinde ele alınmasının anlamı, ancak tiyatro örgütlenmeleri ve buralarda örgütlenebilecek kadın inisiyatiflerinin iletişimi ve dayanışması ile açığa çıkacağa benziyor. Tacizi konuşmak zorunda kalmadığımız bir dünya ve de bir tiyatro sahnesi şu an gerçeklikten uzak görünüyor, dolayısıyla tacizi iyi tartışabildiğimiz ve karakterli tavır alabildiğimiz dünyalar ve tiyatro sahneleri için usanmadan çaba harcamak noktasındayız.  

 

[1]/span>