Charlie Hebdo katliamıyla birlikte ifade özgürlüğü, Avrupa’daki islamofobi, göçmen politikaları gibi pek çok konu yeniden gündeme geldi ve Türkiye ve Avrupa’da hararetle tartışılıyor. Katliamla birlikte gündeme gelen konulardan biri de İslam peygamberinin resmedilmesinin ifade özgürlüğü kapsamına girip girmediği. Bilindiği gibi, Charlie Hebdo Dergisi’nin yaşanan katliamdan sonra çıkan sayısı, kapağında elinde “Je Suis Charlie” (Ben Charlie’yim) pankartı taşıyan, Hz. Muhammed olarak yorumlanan gözü yaşlı, üzgün birinin karikatürü ve “Tout est pardonné” (Her Şey Affedildi) üstyazısıyla yayınlandı.[1]Dergideki karikatürlerinin Türkiye’deki çeşitli web sitelerinde yayınlanması ve dergi ile dayanışmak için Cumhuriyet Gazetesi’nin bir seçki basmaya karar vermesinin ardından ise Türkiye’deki basın yayın özgürlüğü skandallarına yenileri eklendi. Derginin yayın dönemi boyunca İslam Peygamberini tasvir ettiği iddia edilen ve Fransa’da da hareket gerekçesiyle dava konusu olduğu söylenen diğer karikatürleri ayrıca değerlendirilebilir. Bu yazıda, derginin son kapağı ve derginin belli bölümlerini yayınlayan Türkiyeli basın yayın organlarının maruz kaldığı muamele üzerinden bir tartışma yürütülmeye çalışılacaktır. 

Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi derginin kapağını yayımlayan bazı internet sitelerinin ilgili bölümlerine erişim engeli getirdi.[2] Cumhuriyet Gazetesi’nin basılı seçki yapacağının duyulmasının ardından gazeteye tehditler yağmaya başladı. Gazete basıldıktan sonra polis, savcılık emriyle dağıtım kamyonlarını durdurdu ve seçkide Hz. Muhammed karikatürlerinin olmaması üzerine gazetenin dağıtımına izin verildi.[3] Ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, TCK’nın 216. maddesindeki "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" suçu gereğince Hz. Muhammed tasviri olarak yorumlanan karikatürlere köşe yazılarında yer verdikleri için Cumhuriyet Gazetesi yazarları Hikmet Çetinkaya ve Ceyda Karan hakkında soruşturma başlattı. Karikatürleri yayınlayan diğer web sitesi ve gazetelerin de bu soruşturma kapsamına alınacağı tahmin edilebilir. Haliyle bu yasaklama ve davalar konunun etraflıca tartışılması önünde bir engel oluşturuyor ve pek çok yazarın, yayının da otosansür yapmasına neden oluyor.

Türkiye’deki tartışmanın tıkandığı nokta bu kapağın hakaret içerip içermemesi değil; Hz. Muhammed’le ilgili herhangi bir çizimin içeriğinden bağımsız bir şekilde hakaret olarak algılanması. Bunun nedeni günümüzde Sünni-İslam inancındaki hakim yorumun peygamberin hiçbir şekilde resmedilemeyeceği olması. Bu tartışmaların ardından son haftalarda İslam peygamberinin resmedilip resmedilemeyeceği üzerine çeşitli gazetelerde yazılar da yayınlandı.[4] Bu yazılar, konuyla ilgili bilgi sahibi İlahiyat profesörlerin ve İslam sanatı üzerine çalışan akademisyenlerin görüşleri üzerinden bir derleme yapıyor. Yazılarda vurgu alan nokta Kur'an-ı Kerim'de böyle bir yasağa ilişkin bir ayet olmadığı. Hürriyet Gazetesi’nde kısa bir röportajına yer verilen ve Le Monde Gazetesi’nin de görüşüne başvurduğu Michigan Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nde İslam sanatı dersleri veren  akademisyen Christiane Gruber yasağın sonradan ortaya çıktığını yazılı kurallara değil beklentilere dayandığını vurguluyor. Yasak fikrinin yakın tarihte 1800’lü yıllarda Arap Yarımadası’nda Vahabiliğin yükseldiği dönemde hakim olduğunu belirtiyor. “Vahabiler, Mekke ve Medine’yi ele geçirdiklerinde Hz. Muhammed’le ve ilk Müslümanlarla ilişkili türbe ve mezarları yok ettiler, kutsal emanetlerden kurtulmaya çalıştılar. Emanetler, Peygamber’in izlerini ve ona ait eşyaları korumak isteyen Osmanlı tarafından kurtarıldı. Bu nedenle de bunlardan bazıları bugün Topkapı Sarayı’nda.”[5] Vahabilere ait bu resim yasağı 1800’lü yıllar sonrasında yaygınlaşıyor. Bundan önceki dönemlerde özellikle XIV. yy’ye ait Pers minyatürlerinde Hz. Muhammed’i tasvir eden pek çok eser bulunuyor. XVI. yy’den itibaren ise Hz Muhammed yüzü peçeli olarak resmediliyor. XIX. yy’da İran’da, Şiiler arasında Hz. Muhammed’i, Hz. Ali ve 12 imamı resmeden dini resimler yaygınlaşmaya başlıyor. Le Monde gazetesinde yer alan derlemede, günümüzde bu tarz tasvirlere İran’da çocuklar için resimli olarak hazırlanan din eğitimi kitaplarında yer verildiğini de değiniliyor[6] ve İslam peygamberinin gençliğini resmeden resimlerin günümüz İran’ında satıldığı belirtiliyor. Çalışmalarını Şii kültürü üzerine yürüten akademisyen Sabrina Mervin, Şii din alimlerinin peygamberin resmedilmesi konusunda daha hoşgörülü olduğunu ancak bu resimler karşısında ibadet etmeyi yasakladıklarını belirtiyor. Irak’taki önemli Şii alimlerinden Ayetullah Ali el-Hüseyni el-Sistani, İslam peygamberin tasvir edilebileceğini ama hakaret içeren bir şekilde tasvir edilemeyeceğini söylüyor. Dolayısıyla İslam peygamberinin tasvir edilip edilmemesi İslamiyet’in yaşandığı dönemlere, coğrafyalara ve İslamiyet içindeki yorumlara göre farklılık gösterebiliyor. 

Charlie Hebdo Dergisi’nin son kapağını, soruşturma gerekçesi olarak gösterilen hakaret, dini aşağılama, halkı kin ve düşmanlığa tahrik kavramları üzerinden tartışabiliriz. Birkaç gün önce bir grup arkadaşımla bu kapakta bir hakaret olup olmadığı üzerine tartıştığımızda şu noktada hemfikir olduk: Kin ve düşmanlık üretmekle yargılanan bu kapak mizahi, alaycı ve gülünç bir etki yaratmıyor; tam tersine hüzünlü ve trajik bir etki uyandırıyor. Derginin eski sayılarındaki kutsalla alay eden, hiciv kaygılı karikatürlerinin aksine son kapaktaki karikatür dramatik bir etki oluşturuyor. Kapakta kutsala saldırının değil bir kutsallaştırma olduğu söylenebilir dolayısıyla dava konusu olan son kapağın bir hakaret içermediği rahatlıkla iddia edilebilir.

Kişi; kendi inancı ya da bir diğerinin inancına saygı gereği İslam peygamberini ya da başka bir dinin peygamberini[7] resmetmemeyi, hiciv konusu haline getirmemeyi tercih edebilir. Ama bunu yapan birini ya da bir yayını şiddetle, yasalarla bastırma gibi bir tutum alınması ifade özgürlüğünün engellenmesi anlamına gelir. İslam peygamberinin hiçbir şekilde resmedilemeyeceği, resmedildiği anda -içeriğinden bağımsız olarak- bunun hakaret olduğunun savunulması ise İslam dini içindeki inanç çeşitliliğinin de yok sayılması anlamına gelir. Türkiye’deki tartışma İslamiyet içindeki bir yorumun –peygamberin kesinlikle resmedilemeyeceği yorumunun- siyasete taşınması ve hukuk kurallarını belirlemesidir. Bu şekilde Türkiye’deki Sünni-faşist siyasi iklimi besleyen bir söylem ve uygulama daha devreye sokuluyor.

İfade ve yayın özgürlüğü tartışması sadece karikatürlerin yayınlanması üzerinden dönmüyor. Karikatürlerin yayınlanmamasının yayında Charlie Hebdo katliamı üzerine yazılan bazı yazılar da sansürle karşılaştı. Mesela Mehveş Evin, Charlie Hebdo katliamı sonrasında yazdığı yazının sert bulunduğu ve istenen değişiklikleri yapmadığı için Milliyet Gazetesi’nde yayınlanmadığını açıkladı. Gazeteci Sedef Kabaş, 17 Aralık soruşturmasıyla ilgili attığı bir tweet nedeniyle  "terörle mücadelede görev almış şahısları hedef göstermek" iddiasıyla gözaltına alındı.[8] Dolayısıyla Türkiye’de ifade özgürlüğü “benim dediğimi kabul ettiğin oranda” var. Bu sadece İslami cenah ya da iktidara yakın olan kesimle de sınırlı değil. Başka bir örnek de Yeni Akit Gazetesi’nin Atatürk resimlerini yayınlaması üzerinden gelişti. Resimlerin Atatürk’e hakaret ettiğini iddia eden milliyetçi bir grup Akit Gazetesi’ni silahlarla bastı. Geçtiğimiz 19 Ocak’ta, Ermeni gazeteci ve entelektüel Hrant Dink’in yazdıkları nedeniyle katledilmesinin ardından sekiz yıl geçti. Bu yazıyı yazdığım sırada başka bir ifade özgürlüğü tartışması da akademik alandan geldi. “Bakan Oğlundan Apo Dersi” başlığıyla yayınlanan haberde[9] Ankara Siyasi Bilgiler Fakültesi’nde öğretim görevlisi Barış Ünlü, Abdullah Öcalan’ın metinlerini deste ve sınavda gündeme getirdiği için hedef gösterildi. Türkiye gibi bir ülkede her an çoğalan bu örnekler üzerinden her kesimin ifade özgürlüğüne nasıl sahip çıkılacağı üzerine düşünmesine ihtiyaç var. İçeriğinden bağımsız olarak –konuyla ilgili ne düşünülürse düşünülsün- başkasının düşüncesini özgürce ifade etme hakkının herkes tarafından savulması ve siyasi iktidarların bu alandaki rolünün özgürlükleri yargılamak değil; korumak olması gerekiyor.

[1]  http://www.charliehebdo.fr/ 

[2] http://www.milliyet.com.tr/internet-sitelerine-karikatur-gundem-1998622/  

[3] http://www.milliyet.com.tr/charlie-hebdo-karikaturlerini-gundem-1998366/  

[4] Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Kuran Peygamber resmini yasaklamıyor, yasak sonra çıktı” adlı yazı için bkz: http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/27989042.asp

BBC sitesinde yayınlanan “Muhammed Peygamber tarih boyunca nasıl tasvir edildi?” adlı yazı için bkz: http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2015/01/150116_muhammed_peygamber_tasvirleri; Le Monde Gazetesi’nde yayınlanan “Dans quelles conditions l'islam autorise-t-il la représentation du Prophète?” (İslam, hangi koşullarda peygamberin tasvir edilmesine izin verir?”)  adlı yazı için bkz: www.lemonde.fr/les-decodeurs/article/2015/01/15/dans-quelles-conditions-l-islam-autorise-t-il-la-representation-du-prophete_4557365_4355770.html 

[5] http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/27989042.asp 

[6] www.lemonde.fr/les-decodeurs/article/2015/01/15/dans-quelles-conditions-l-islam-autorise-t-il-la-representation-du-prophete_4557365_4355770.html

[7] Peygamberin resmedilip resmedilemeyeceği tartışması İslam dini ile sınırlı değil. Diğer tektanrılı dinlerde, Hıristiyanlığın farklı yorumlamalarında benzer tartışmalar yer alıyor.

[8] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/12/141230_sedef_kabas_gozalti

[9] http://www.gazetevahdet.com/bakan-oglundan-apo-dersi-5589h.htm