Geçtiğimiz ay AKP hükümeti Kürt sorununun çözümüne yönelik müzakere sürecini yeniden başlattı. Medyanın “İmralı süreci” ismini verdiği bu yeni dönemde barışa dair toplumsal desteği görünür kılmak isteyen HDK milletvekilleri Karadeniz illerine ziyaretler gerçekleştirme kararı aldı. Yine geçtiğimiz haftalarda Başbakan Tayyip Erdoğan da Karadeniz bölgesinden vekillerle sürece destek istemek adına bir buluşma gerçekleştirmişti.

HDK vekillerinin Karadeniz turu Çorum’da başladı. İlk görüşmeler oldukça olumlu bir havada geçmiş görünüyor. Ancak böyle tarihi bir gezinin öncesinde olumlu iklimi bozmaya çalışan kesimlerden de  tepkiler yükselmeye başlamıştı. Sosyal medyadaki tepkilerin büyük bir kısmı “Bölücülük Mayası Tutmaz Karadenizde” diyen aşırı milliyetçi kesimin sesiydi. Bu tümce İsmail Türüt’ün bir şarkısından alıntıydı. Hrant Dink Davası’nda Ogün Samast’ı savunan, HES eylemlerinde çevrecileri daniskalaştıran yaklaşım bu kez de barışa yönelik arayışları gölgelemeye çalışıyordu. Buna karşılık azımsanmayacak ölçüde bir ses Karadeniz’in Kazım Koyuncu’ların, Terzi Fikri’lerin memleketi olduğunu da hatırlatmaktan geri durmadı.

Karadeniz’in ‘mayasını’ tarif etme derdine düşenler elbette ki bu ‘mayayı’ tarih boyunca bu topraklardan gelmiş, geçmiş, yer edinmiş birçok kimliği, dili, dini yok sayarak yeniden tanımlamaya çalışıyor. Medya ve popüler kültür ise burada önemli araçlar olarak hizmet ediyor.

Karadeniz’i Ogün Samast ile özdeşleştirmeye çalışanların unuttukları bir şey var: Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Karadeniz’de özellikle de Doğu Karadeniz’de birçok din, dil, kültür ve kimlik yüzyıllardır bir arada yaşamaktadır. Trabzon’dan Kafkasya’ya kadar olan hatta Pontuslu Rumlar, Lazlar, Türkler, Megreller, Hemşinliler, Gürcüler, Çepniler ve Karadeniz Çingeneleri Poşaların yaşadığı bilinmektedir. Tarihsel olarak ise özellikle göç hareketleri bölgenin yapısının sürekli değişmesine neden olmuş. Bugün hala Doğu Karadeniz’den göç ederek büyük şehirlere ve Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış “Karadenizlileri” görebiliriz.

Yine ana akım medyada sıklıkla yer alan Karadenizlilik sunumlarında Doğu Karadeniz’deki sosyo -kültürel çeşitlilik ve farklılıklar göz ardı edilerek tektipleştirici bir görüntü çiziliyor.  Fıkralar, TV dizileri, sinema filmleri, video klipler ve dans gösterileri aracılığıyla kitlelere sunulan bu Karadenizli profili çeşitli ortak özellikler barındırıyor. Bugün birçok başka dizi, reklam ve fıkraların vazgeçilmez Karadenizli karakterleri bu klişelerden nasiplenir. Bu klişeleşmiş tektipleştirici özellikler arasında kanımca şunlar yer alır;

Saflık: Çoğunlukla Temel, Dursun, Ziya veya Fadime olarak isimlendirilen bu karakterler saflıkları, geç anlamaları ve aptallıkları ile ön plana çıkartılır. Karakterler doğru bir mantıksallık kuramayarak gülünç duruma düştükleri durumlarda saf ama sempatik olarak sunuluyor.

Tez Canlılık ve Acelecilik: Hem konuşmaları hem de hareketleriyle yerinde duramayan, aceleci davranan, hızlı ve dinamik insanlar olarak sunulan Karadenizlilerin bu özellikleri doğa ve kültür ile ilişkilendirilerek sunulur. Örneğin horon dansı ve müziğinin hızlı ve daha ritmik bölümleri bu sunumlarda fon olarak kullanılarak aslında tüm dans-müzik kültürünün böyle olduğuna dair bir mesaj veriliyor.

Cinsellik: Temel ve Dursun figürleri kadınlara karşı zaafları olan, heteroseksüel, çapkın erkekler olarak gösterilmekte ve bu sayede cinsiyetçi eğilimleri olan seksüel anlamda aktif ve güçlü erkek imgeleri oluşturulmaktadır.  Bu noktada devreye Nataşa figürü girer. Nataşa, Rusça bir kadın adıdır, ancak 80’li yıllardan bu yana Gürcistan ve Rusya’dan Trabzon’a gelen tüm yabancı kadınlara Nataşa denilmiştir. Nataşa’lar meslek ve sosyo-ekonomik koşullarına bakılmaksızın Müslüman Türk Karadenizli erkeğinin sahip olabileceği bir kadın figürü olarak algılanmış. Bu algıyla Karadenizli erkeğinin cinsel gücü ve iktidarı daha da pekiştiriliyor.

Anonim Bir Karadeniz Aksanı: Her ne kadar Karadeniz’de bilindiği kadarıyla ona yakın dil konuşulsa dahi ana akım medyada bu diller ya hiç verilmemekte ya da tamamen kültürel bir nostalji unsuru olarak sunulmaktadır. Sunulan Karadenizli profilinde tam olarak nereye ait olduğu belli olmayan anonim bir aksan içeren bir Türkçe kullanılmaktadır. Bu Türkçe içerisinde “uyy, aha, da, celeyrum (geliyorum), cideyrum (gidiyorum)” gibi kelime ve ekler kullanılıyor.

Tüm Karadenizliler Trabzonlu ve Lazdır: Karadeniz coğrafi olarak Artvin’e bağlı Sarp’tan başlayarak Düzce’nin batısına kadar olan kıyı hattı ile Gümüşhane’nin güneyine kadar olan dağlık hattı kapsamaktadır. Bilindiğinin aksine Lazlar, Trabzon’da yaşamazlar. Doğu Karadeniz’in doğusunda yer alan Rize’nin Pazar ilçesi ile Gürcistan’ın Batum şehrine kadar olan bölgede genellikle kıyı hattında yaşarlar. Bugün göçlerle dünyanın birçok yerine dağılmış Lazlar’la karşılaşmak mümkün. Lazlar,  Gürcüce’ye yakın bir dil olan Lazca’yı konuşur. Kendileri Türk değil ve Tüm Karadenizlileri ifade etmek için kullanılan Laz kelimesi yanlış anlaşılmalara sebebiyet veriyor.

Erkekler Üzerinden Tanımlanan Bir Kadın İmgesi: Fadime olarak anonimleşen Karadenizli kadını “çalışkan, sürekli iş yapan, çocuk büyüten ve kocasının ihtiyaçlarına cevap veren mağdur ama gururlu bir biçimde” sunulur. Bu sunumlarda kadınların kendi hayatları, kadınlık durumları, hikâyeleri ve deneyimleri göz ardı edilerek erkekler üzerinden tanımlanmaları öne çıkarılır. Elbette ki bu durum Türkiye’deki ve dünyadaki cinsiyetçilik ve toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız ele alınamaz. Bu rollerde sıklıkla gördüğümüz gibi kadın ikincil konumda tarif edilmektedir.

Karadenizli müzisyen ve araştırmacı Ayşenur Kolivar’ın dediği gibi

“Fadime bir yandan eli silahlı, erkek gibi, tuttuğunu koparan güçlü bir kadın, öte yandan sırtında yük, kucağında çocuk kahvede pinekleyen kocasının yerine bütün gün çalışmak zorunda kalan ezilmiş bir kadın. Bu bir klişe. Her klişede olduğu gibi gerçeklik payı var. Bunlar Fadimelerin hayatındaki iki ucu temsil ediyor. Ancak Fadime bu iki uç arasında savrulan bir kişilik değil. Bu siyah ve beyaz uçların arasında çok farklı renkleri barındıran bir hayatı var Fadime'nin.”

Ayrıca Türk İslam senteziyle yoğrulmuş bir Karadeniz erkek tipolojisi de toplumsal cinsiyet, milliyet ve gelenek kıskacında kendisini yeniden üretmeyi sürdürüyor.

Öte yandan bu tektipleştirici ve resmi ideolojiyle iç içe geçerek biçimlenmiş sunumların yanında alternatif sunum biçimleri de yer almıyor değil. Bu sunuşlarda da dil çeşitliliği, doğa ve insan ilişkileri, kültürel ve sosyal yapı, göçlerle şekillenen tarihsel süreçler gibi önemli demografik ve sosyolojik etkenler de göz önünde bulunduruluyor.

Alternatif Çalışmalar olarak adlandırabileceğimiz bu çalışmalar arasında; Kazım Koyuncu, Birol Topaloğlu, Marsis, Ayşenur Kolivar, Vova ve Kardeş Türküler gibi müzik grupları ve müzisyenler, Sonbahar ve Bal gibi sinema filmleri, Hasan Helimişi, Selda Koçiva ve İsmail Bucaklişi gibi yazar ve şairleri sayabilirim.

Sadece kültür, sanat, edebiyat alanında değil toplumun tüm kesimlerinde ve medyada bu tektipleştirmeye karşı durmak uzun vadede bu ülkede bir arada yaşamanın olanaklarını artıracaktır. Ötekileştirilmiş, tektipleştirilmiş diğer tüm kesimlerin birbirlerini tanıması ve anlaması ancak önce bu klişelerden kurtularak mümkün olacak. HDKli vekiller bu anlamda doğru ve cesur bir adım atıyor.

Ömer Ongun

@omerong